OSMAN HAKAN's profileHAKAN ÜNLÜATA (hunluata)PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
October 30 S.Muhammed Raşit El-Hüseyni (Seyda Hz.) k.s
Binlerce insanın kafileler halinde Menzil'e gidip Seyda Hazretleri'nin manevi tasarruf şemsiyesi altında daire oluşturması, akıllara durgunluk veren hadisedir. Gerçekten bu durumu ne akılla, ne de ilimle izah edemeyiz, ancak ve ancak şöyle diyebiliriz: Allah bir kulunu sevdi mi, isterse bütün dünyayı ayağına getirir. Nitekim herşey sevgi ve sevilmek denen iksir içinde gizli... Seyda Hazretleri etrafında kümelenen kalabalığın sayısına bakmaksızın, Allah'a giden yolda Sadat-ı Kiram'ın ortaya koyduğu düsturları yaşayarak ve yaşatarak hayırhah daire çiziyordu. Bütün mesele yaşamak ve yaşatmakta... Tevbe; bu yolda günahlarla esaret zincirine vurulan insanın hürriyete giden yolda ilk kapısıdır. Sadat-ı Kiram'ın kapısında: Gelene gelme, gidene de gitme denilmez. Kapıda engelleyen hiç bir durum gözükmez. 'Ne olursan ol yine gel' sözünün tatbikatı burada... İşte bu kapıyı aralamanın ilk adımı tevbeyle başlar. Tevbe, esaretten hürriyete kavuşmanın ilk sembolüdür. Bu yolda "Her hayrın başında ve sonunda tevbe ediniz" düsturu esastır. Sadat-ı Kiram daha ilk iş olarak sünnete uygun bir uygulamayı başlatıyor. Zaten Tarikat-ı Aliyye'nin bütün amellerinin başında ve sonunda 25 defa estağfirullah denmesi bunun en bariz delilidir. Gerek Hatme-i Hacegan yaparken, gerek Rabıta'ya dururken ve gerekse günlük virdini çeken sofi huzura hazırlanırken 'estağfirullah' diyerek başlar ve huzurdan ayrılırken de yine 25 defa 'estağfirullah' diyerek, yaptığı amelleri layıkı ile yapamadığının kaygısıyla nedamet duyar. "Muhabbet sofilerin bineğidir" Muhabbet bu yolun gülüdür. Aşk ve sevgi olmadan hiçbir şey olmaz. Kâinat bile aşk üzerine bina edilmiş. Herşeyin özünde muhabbet ve sevgi vardır. Mürşid-i Kamilden zevk ve muhabbet almanın ana kaidesi de Allah Resulü'nün (S.A.V.) şeriatına sıkıca sarılmaktır. Seyyid Fevzeddin Hazretleri bu konuda, "Kalbim çalışmıyor, kafam çalışmıyor diyorsanız, elbette çalışmaz. Nefsin hevasına kapıldığımız sürece Allah'ın muhabbetini gönlümüze yerleştirmek çok zor. Nefsimizi ıslah ederek muhabbet kapılarını açabiliriz. Böylece kalb de çalışır, kafa da çalışır (akl-ı selim)" diyerek, sofilerin muhabbet erleri olmasını ve kuru kalabalık olmaktan sakınmalarını telkin eder. Seyyid Fevzeddin Hz.'leri sözlerine devam ederek şöyle der: "Sofi daima nefsinin zıddını yapmalı. Nefis hevasına kapılmamalı. Bu duruma 'muhalefetulnefs'denir. Nefsin gemini tutmak gerekir. İnsan eğer nefsin gemini tutmazsa onda hayat olmaz. Allah ile insan arasında en büyük perde nefsidir. O halde nefs perdesini kaldırmak lazım." Seyda Hazretleri (K.S.), Peygamber soyundan, yani "Seyyid" dir. Maddi veraset bakımından Resul-i Ekrem'in (S.A.V.) otuzuncu göbekten torunudurlar. Evlad-ı Resul olmanın şuuruyla hayatını tanzim eden bir büyük zat idi. Hayatını O'nun (S.A.V.) geçirmiş olduğu hayat serüvenine uydurmaya çalışıyordu. Seyda Hazretleri'nin Sünneti Seniyye'ye ittiba etme gayreti, Allah Resulü'nün geçirmiş olduğu hayat çizgileri Seyda Hz.'lerinde de tecelli ediyordu. Peygamberlik Allah Resulü'ne 40 yaşında gelmişti. Seyda Hazretleri'ne de, Gavs-ı Bilvanisi (K.S.)'ın Şeyhi Ahmed-ül Haznevi (K.S.)'nın oğulları ve Şeyh Aladdin'in işaretiyle 40 yaşında halifelik nasib olur. 40 yaş O'nun hayatında dönüm noktası olur. Böylece manevi veraset bakımından altun silsilede 38.nci basamakta yerini alır. Altun silsile Peygamber (S.A.V.)'den günümüze kadar uzanan manevi halka olup, bu zincirin 38.nci durağını Seyda Hz.'leri oluşturur. Seyda (K.S.), manevi halkada yerini aldıktan sonra ömrünün arda kalan 21 yılını irşadla geçirdi. Öyle bir irşad vuku buldu ki, babası Gavs Hazretlerini'nin Seyda Hazretleri için söylediği duayı bize hatırlattı: "İnşallah İmam-ı Rabbani Hazretleri'ni geçersin" Gerçekten de Seyda (K.S.) kırk yaşında halifeliği aldıktan sonra ömrünü Ümmet-i Muhammediye'nin kurtuluşuna adadı. Zamanın iman kurtarma zamanı olan hasebiyle, herkesi şemsiyesinin altına aldı. O'nun dergâhına gelen ister Türk, ister Kürt, ister Laz, ister Çerkez, isterse Gayr-i müslüm olsun aynı halkada "bir" oluyordu. Menzil'in manevi atmosferinde herkes kardeşçe yaşıyordu. Artık etnik kimlikler ayrılık sebebi olmaktan çıkıp gönüller Lafza-i Celal'de (Allah adı) birleşiyordu. İnsanların ilay-ı kelimetullah iksirinde birbirlerini sevmeleri bütün ayrılıkları bertaraf ediyordu. Hatta çeşitli siyasi kimliğe sahip insanlar bile eski husumet duygularını bir kenara bırakarak, aynı kaba kaşık salarak çorba içiyor, aynı safta namaza duruyor ve Seyda Hz.'lerinin halkasında omuz omuza birlikte huşu işinde Hatme-i Hacegana oturuluyor. İnsanları bu zamanda biraraya getirmek mümkün olmaksızın nasıl oluyor da mevkileri, makamları ve dünyalıkları bir tarafa atılıp aynı iklimde harman oluyor bunu anlamak mümkün değil. Sadat-ı Kiram'ın manevi tasarrufatını tabii ki, akılla izah etmek zor. Bunu ancak yaşayanlar ve iklimi iç dünyalarında hissedenler bilir.
Seyda Hazretleri şehirlerden uzak köyde yaşadı. O, köyü şehire taşımadı aksine, şehir insanlarını, kuş uçmaz kervan geçmez diyebileceğimiz köye Menzil'e tasarruflarıyla çekti. Doğduğu köy Siirt'in Kozluk ilçesine bağlı Siyanus köyü idi. 1930 yılında doğduğu bu köyde iki sene yaşadıktan sonra Baykan ilçesine bağlı Taruni köyüne göç etmişlerdir. 15 yaşına kadar bu köyde hem zahiri hem de manevi ilimler yönünde yetişerek hayatını idame eder. Fakat bu köyde Seyda Hazretleri'ni çocuk yaşta bu kadar ilim bakımından mesafe katetmesine tahammül edemeyenler O'nun bu köyden gitmesine vesile olurlar. Kıskançlık ve tahammülsüzlük önce Seyda Hazretleri'nin çıkmasına daha sonra da babası Gavs Hz.'lerinin köyden uzaklaşmasına sebep oluyor. Seyda Hz.'leri zahiri ilimleri tahsil için hocası Molla Muhyiddin'in yanında 1,5 yıl Havil köyünde ikamet eder. Oradan da Dilibey köyüne. Daha sonraları da Narin ve Nurşin köyüne. Yine burada da Hocası Seydayi Molla Muhyiddin'dir. Sadat-ı Kiram'ın yolunda mutlaka zahiri ilimleri bitirmek mecburiyeti vardır. O'nun için Seyda Hazretleri Çocukluk yaşından itibaren gerek Muhammed Diyauddin (K.S.)'ın torunu Şeyh Muhammed Nasır, gerekse Molla Muhyiddin'in yanında medresede uzun seneler ilim tahsil ederek zahiri ilmini tahsilini bitirip,icazet almıştır. En son hem zahiri hem de manevi ilim icazetini babası Gavs-ı Bilvanisi (K.S.)'den onaylatmıştır. Seyda Hazretleri Narin köyünden sonra Kasrık köyüne hicret eder. Fakat Kasrık öyle bir hal alır ki, ilim taleb edenleri maddeten kaldıramadığı için her bakımdan müsait olan Gadir köyü tercih edilir. Bu arada Seyda (K.S.), 1964 yılında askere gider ve terhis dönüşünde tekrar Gadir'de dergâh hizmetinde koşuşturmaya başlar. Maalesef bir müddet sonra Gadir köyü de Gavs-ı Bilvanisi'yi kabullenememiş, bunun üzerine adına uygun bir şekilde bu köyden gadr (göç) ederek bugün ikamet ettikleri Menzil köyü seçilir. Bir diğer ismi de ismiyle müsemma, Durak köyü... Menzil, bunca hicret hayatı serüveninden sonra en son durak olması bakımından mühim bir yer teşkil eder. Menzil önceleri kıraç bir araziye sahipmiş. Aynı zamanda uğrak bir yer de sayılmaz. Gavs-ı Bilvanisi (K.S.) sofilere işaret ettiği bir yere kazma vurdurarak su çıkartılır. Bu su adeta çorak ve kıraç olan topraklara neşv-ü nema kazandırır. Artık her taraftan bereket fışkırmaya başlayınca, Menzil, gelen misafirleri de kaldıracak güce kavuşur. Gavs'ın işaretiyle su çıkartılan Menzil de, daha sonraları bir sondajda Seyda Hz.'lerinin eliyle gerçekleştirilerek artan kalabalığın ihtiyaçlarını giderir hale gelir. Şimdi Menzilde tarlalar ekiliyor, biçiliyor ve bahçeler sulanıyor. Elde edilen ürünün hasadı değirmene gönderiliyor. Türkiye'nin dört bir tarafından gelen insanlara kazanlarla çorba pişiriliyor ve değirmende öğütülen un ile fırında ekmek yapılarak yediriliyor. Hiç kimseden bir kuruş almadan gelen misafirlere ikram ediliyor. Zaten Sadat-ı Kiram'ın hayatları incelendiğinde dergâhlarda çorba ve ekmek verdikleri görülür. Seyda Hazretleri de yeni birşey icad etmiş değil, sadece uygulanan usulü yirminci asrın doruklarında devamını daha da geliştirerek kıyamete kadar bu güzel geleneği sürdürmeye çabalıyorlar. 1972 yılında Babası Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (Gavs-ı Bilvanisi) bu dünyadan göç eder. Zaten hayatları da köyden köye göçle geçmiş... Ve en son göçlerin en güzeli Şeb-i Arus’u, yani 24 Mayıs'da Allah'a kavuşur. Her nefis ölümü tadacaktır, ilahi fermanı Allah dostları için Allah'a kavuşma günü olarak telakki edilir. Seyda Hz.'leri babası nakli mekân etmeden iki yıl önce halifeliği almıştı. Gavs Hazretleri irtihal ettikten sonra 21 yıl sürecek bir irşad hayatı ve çile dönemi başlar. Önceleri küçük bir mekân olan Menzil, ihtiyaca cevab veremez. Bunun üzerine Gavs Hazretleri'nin yaptırdığı camiiyi daha da genişleterek Menzil'i Şah-ı Nakşibendî (K.S.)'nin Kasr-ı Arifan'ı diyebileceğimiz hale getirir. Seyda Hazretleri'ni bu mekânda da rahat bırakmazlar. Allah Resulü'nün hayatlarında görülen göç olayı, hem Gavs Hazretleri'nde hem de Seyda Hazretleri'nin yaşantısında olanca hızıyla devam eder. 18 Temmuz 1983 yılında 12 Eylül ihtilalinin acı acı meyveleri Seyda Hazretleri'ne de yansır. Menzil köyünden askerler Gökçeada'ya götürülür. Mecburi ikamete tabii tutulan Seyda Hazretleri üç odalı bir eve yerleştiğinde şu sözleri söylemesi manidardır: -"Şükredin, bir odamız daha oldu. Şükrümüzü artıralım. Bakın hem geniş bir yerde oturuyoruz, hem bizi koruyan polislerimiz bile var. Bizi her yerden gözetiyorlar..." Merhum Başbakanımız "Turgut Özal" zamanında özel gayretleriyle Seyda Hazretleri'nin ferdi hastalıklarının muayenesi için Ankara Gülhane Hastanesi'nde tedavisi gerçekleştirilir. Doktorlar, Ankara'da ikamet edilmesine dair heyet raporu verince de Gökçeada'dan tekrar yeni bir hicret daha vuku bulur. Evren'in anılarından da anlaşıldığı gibi, Özal, Kenan Evren'den Seyda Hz.'lerinin sürgün cezasının kaldırılmasını ister. Evren, 'Midem Bulandı' diyor. Turgut Özal bu durumu şöyle değerlendirir: "-O dönemde birçok kişi yargılanmadan cezalandırılıyordu, adı geçen zat da onlardan biriydi. Gökçeada'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu, hem de hiçbir sorgulama geçirmeden." Gökçeada, Ankara derken dönüş Menzil'e... Dönüşleri de bir bambaşka. Hasretlik öyle yüreğine işlemiş ki ilk iş, Gavs Hazretleri'nin merkadını ziyaret, şükür namazı ve ardından Mevlud... Hicret dönüşünden sonraki yıllar irşad halkası daha da genişler. Gökçeada ve Ankara dönüşünden sonra irşad dairesi daha da genişleyerek fetih yıllarını andıran günlere geçiliyordu. Medeniyetin zirveye çıkmasından rahatsızlık duyan birtakım mahfiller harekete geçerek ziyaret etmek için Menzil'e gelen sofilerin arasına birini sızdırarak el öpme anında zehirli iğneyi eline saplattırdılar. Bayram kalabalığından istifade ederek bu olayı işleyen kişiyi Seyda Hazretleri affeder. Allah dostlarının hayatlarında kızmak denilen hadise olmaz. O'da tıpkı Resulullah (S.A.V.)'ın Haydar fethinin müteakibinde bir ziyafet sofrasında sunulan zehirli eti birazcık ısırması gibi hadisenin ardından affettiği benzer durumu, 20.nci asrın sonlarında bir başka değişik biçimini yaşayarak bir sünneti daha icra etti.. Allah Resulü'ne de vefatlarında iki yıl önce bu zehir olayı olmuştu. Seyda Hazretleri'ne de. Seyda Hz.'lerinin gerek sürgün hayatı, gerek eline zehir şırınga edilmesi olayı ve gerekse ferdi hastalıkları O'nu irşaddan alıkoyamadı. Bilakis, irşad dairesi dalga dalga fethi andırır tarzda büyüdü. Bir ara Menzil'den göz ameliyatı için Ankara'ya teşrif ettiler. Daha sonraki yıllarda romatizma ağrıları için Afyon'da Jeotermal kaplıcalarında tedavi ve istirahat için geldiklerinde bile bir an olsun irşaddan geri durmadılar. Hatta Afyon dönüşü yol duraklarında bile Sadat-ı Kiram'ın emanetini taliblilere veriyordu. Vefatına sayılı günler kala, herkesi şaşırtırcasına Afyon'da hutbe irad etmeleri ilginçtir. Çünkü Seyda Hz.'lerinin irşad faaliyetlerinden fırsat bulup da sohbet edecek vakti olamıyordu. Belki, bu sohbet O'nun artık aramızdan ayrılmasının işaretiydi. Fakat zihinler o an şaşkın ve bu durumu çözecek basiretten acizdi. Öyle ki, Seyda Hazretleri'nin veda konuşmasının son cümlelerinde;"... Sofiler ayakta çok beklediler. O'nun için sohbetime bu arada ara veriyorum. Cuma'ya kadar inşallah eve gideceğim. Allah hepimizi affetsin..." diyor ve hiç bir sofi "Cuma'ya evimizde olacağım" sözünden 'ölüm'ü akla getiremiyordu. Evet, gerçekten de Seyda Hz.leri Cuma'ya evine gidiyor ama bu dünyadan ve sofilerden ayrılarak Allah'a kavuşuyor. Cuma ve 63 yaşında Allah'a yürümesi O'nun için Şeb-i Arus oluyor. Ardından binlerce sofi gözyaşları içinde O'nu son yolculuğuna uğurluyor. Ve o anda Seyyid Fevzeddin Hz.'leri devreye giriyor ve sofileri teskin etmeye çağırıyor: -"Ağlamayın, Allah Resulü'ne ne yapıldıysa, babama da o yapılacak..." Seyda Hz.'leri Pursaklar camiinde cenazesi yıkandıktan sonra tabuta konuluyor. Sofilerin omuzunda otobüsün üst kısmında koltukların üzerine konularak Menzil'e defnedilmek için, kafileler eşliğinde yola çıkılıyor. Seyda Hz.'leri son yolculuğunda da yalnız değildi. Bir anda Türkiye'nin dört bir yanından yol boyunca çevre illerden gelen arabaların da iştirakiyle 20 km'yi aşkın uzun kuyruklar oluşturan vasıtalar Menzil'e geldiğinde adeta mahşer görünümü veriyordu. Cenaze namazı ve tekrar omuzlarda Gavs Hz.'lerinin yanına defnediliyor. Resulullah (S.A.V.)'ın "Âlimin ölümü âlemin göçü" sözleri gönüllerde yankı buldu. Seyda Hz.'lerinden ayrılmanın hüznünü yaşayan sofilerin iç dünyasını dile getiren şu mısralar Hasan Kılıçatan'ın söylediği ilahisinde mana kazanıyordu: Yazar: ALPEREN GÜRBÜZER nasihatler.com October 07 Öz Benim NeyimÖz benim neyim
Kerkük'üm Musul'um yanıp ağlarken
Yanıp kavrulmayan öz benim neyim
Batı Trakya'da zulüm variken
Sıkılmadan gülen yüz benim neyim
Azerbaycan Karabağ'ım yanıyor
Beni gören derdi yokmu sanıyor
Birleşmiş milletler bizi kınıyor
İşe yaramayan tez benim neyim
Baksana araya çektiler seti
Bugünü dünden dahada kötü
Doğu Türkistan 'da kızıl vahşeti
Bakıpta görmeyen göz benim neyim
Türk'ün töresini yabana atma
Londra Paris'ten modayı tutma
Yeri geldiğinde bir Kara Fatma
Nene Hatun olmayan kız benim neyim
Bu gidişat uymaz Türk'ün şanına
Sarılmamız gerek İslam dinine
Beş vakitte durup Hak divanına
Secde de dönmeyen diz benim neyim
Nasıl sarmasın ki bizleri tasa
Gercekten bağlıysak eğer ihlas'a
Namahrem bedeni örtmüyor ise
Arşın arşın olmuş bez benim neyim October 02 Gavs, Gavsul Azam
Haznevi.net |
|
|