OSMAN HAKAN 的个人资料HAKAN ÜNLÜATA (hunluata)照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
HAKAN ÜNLÜATA (hunluata)"Edeb İlahî nurdan bir taçtır ki, onu başına geçirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin". |
|||||
|
|
6月6日 EN BÜYÜK NİMET= TEVBE KAPISIResulullah (s.a.v.) buyurdu ki :
‘’’ Mü’min günah işlemeyi sanki her an üzerine devrilecek bir dağın altında oturmak gibi görür . Facir (haram ve günâha dalmış.) ise günah işlemeyi burnuna konan ( eliyle kovduğu ) bir sinek gibi telakki eder ( kabul eder )’’’ . ( Ahmed İ.Hanbel , Buhari , Tirmizi ) "Ey ALLAH'ım ! Ben, kalbimle kendisine dönmemeyi karar vererek tevbe edip, sonra nefsimin uğursuzluğu ve cehaletim yüzünden tekrar döndüğüm (işlediğim) bütün günahlarımdan dolayı senden mağfiret dilerim." "Kendiliğimden Sana söz verip, sonra kötü nefsime uyarak sözümde durmadığım her şeyden ötürü senden mağfiret dilerim" "Kendisiyle Sana ibadet etmeye yardım alayım diye bana in'âm etmiş olduğun, fakat ben onunla, Sana isyan etmeye yardım aldığım (Sana isyanda kullandığım) her nimetten dolayı senden mağfiret dilerim." "Ey gizli ve aşikâr her şeyi bilen ALLAH'ım ! Gündüzün ışığında ve gecenin karanlığında, ortada ve tenha'da, gizli ve açık işlediğim her günahtan dolayı Senden mağfiret dilerim." "Ey Hâlim" 'Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir' ve ' her kul hata (günah) işler ancak hata işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir' hadislerinde Hz. Peygamberimizin (sav) buyurduğu gibi tövbe ediniz ve güzel ameller ile ALLAH ın emrettiği gibi bir kul olarak; ibadetlerini sebat ile yerine getiren, salih işlerle meşgul olup ve haram olan sevimsiz söz ile fiili hallerden ateşe düşmek kadar korkunuz. Böylece Yüce ALLAH ın rızasını kazanıp Naim cennetler ile müjdelenen ALLAH için yaşayan dosdoğru kullardan olunuz inşALLAH. Ve güzel işler yapmamıza ;namaz kılmak, Kur an okumak veya öğrenmek, ALLAH ı tesbih etmek ve daha bir çok ALLAH a yakın olmamızı sağlayacak Hz. Peygamberimizin (sav) bildirdiği ibadetlere, ne kadar engelimiz var ise (nefis, şeytan ve uyan insanlar, dünyalık hevesler, boş işler..vs ) bunların hepsinden uzaklaşıp, ALLAH a sığınmalıyız ki şu kötü zamanda Yüce Rahman a hakkıyla teslim olalım ve ALLAH ın izni ile kurtuluşa erelim. Unutmamamız gereken; yaratılış amacımızın Rabbimizin Mülk Süresi 2. ayetinde buyurduğu 'O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.' sınav gerçeğidir. ALLAH c.c. ömrümüzün geri kalanını hayırlı eylesin. Amin Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatühü. Hz. Muhammed Mustafa (sav) Gönülden İtaat Edenler Topluluğu - Facebook 5月19日 BEKARLAR OKUYUNUZBir müslümarı, evleneceği kadında şunları aramalıdır: 1 - Dindarlık (dine bağlılık) : Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurur: “Kadın, dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı için. Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!“ (Tecrîd-i Sarih Tere, 11/264 vd,; Sahîh-i Müslim Terç., 7/405). Şu hâlde bir müslüman için, evlenme teşebbüsünde ilk tercih, dindarlığın bulunmasıdır. Fakat yalnız dindarlık da yeterli değildir. Hepsinin bir arada olması elbette daha güzeldir. Şu kadar ki, dindarlık -ve buna bağlı güzel huylar- yerinde olduktan sonra, diğer vasıflar noksan olsa da pek zararı yoktur; ama bu olmayınca diğer üçü bulunsa da fazla kıymeti yoktur. Yâni kadının mal, asalet ve güzelliği, dindarlığı sayesinde ayrı bir değer kazanır; aksi hâlde bunlar, başlıbaşma tercih konusu değildir. 2 - Güzel huy: Hâdis-i şerifte şöyle buyuruldu: “Dünya nimetinin (dünyalık faydalanmanın) en hayırlısı, sâliha -iyi- kadındır“ (Müslim, Müsnedü Ahmed, Nesâî, İbn mâce; Keşfü‘1-Hafâ, 1/364 (Hd. 1317); el-Münâvî: Feyzu‘l-Kadîr şerhu‘l-Câmii‘s-Sağîr, Riyad-1998, 6/3283 (Hd. 4279)). Evet, iyi huylu bir kadın, bir erkek için gerçekten çok büyük nimettir. İyi kadını da Peygamber Efendimiz şöyle tanıtmışlardır: “İyi kadın odur ki, (kocası) ona bakınca huzur verir, ona emredince itaat eder, ondan uzak kaldığı zaman, (kendi namusunda ve kocasının malında) eşine muhafızlık yapar“ (Sünenü Ebî Dâvud, Beyrut-1997, 2/209 (K. ez-Zekât, 33/1664).). Şunu da bilmeli ki, edebinden yüzü kızaran bir kız, sıkılmayan kimseden elbette hayırlıdır. 3 - Evlenmek isteyen bekâr gencin, bakireyi tercih etmesi uygun olur. Çünkü onunla aile hayatı daha sıcak ve kolay olur, bunun eşine bağlılığı daha kuvvetli olur... Şöyle bir hikâye vardır: Çok güzel bir gencin bakire bir nişanlısı varmış. Pek çirkin bir adam, kızı kaçırıp onunla zina etmiş. Sonra da genç nişanlı, bununla evlenmiş. Yirmi-otuz sene güzel bir evlilik hayatı sürmüşler. Nihayet kadının ölüm hâli yaklaşınca, kocasına samimi olarak şöyle tenbih ve itirafta bulunmuş: “Evlenmek istediğin zaman, bakire olmayanla evlenme! Çünkü kendisi pek çirkin olduğu hâlde, benimle zina eden o adamın muhabbeti, bunca zamandır kalbimden çıkmadı. Sen çok yakışıklı olduğun hâlde, o sevgiyi sende bulamadım...“ (Seyyld Ali-zâde: Şerhu Şir‘ati‘l-İslâm (ist. 1293), s. 441.). 4 - Kısırlığı sabit olmayan, çocuk doğurabilecek kadınla evlenmeyi tercih etmelidir. Zira ailede çocuk sahibi daha hayırlıdır. Ama her şeye rağmen, dindar ve temiz ahlâklı kimseler, üstünlükte dâima ön sırada gelirler. Bu vasfıyla birlikte diğer iyi meziyetleri de taşıyanlar, ayrıca değer kazanırlar. 5 - Kadın, erkeğinin beğeneceği bir güzellikte olmalıdır. Çünkü devamlı onunla yüzyüze gelip, gönlü onunla huzur bulacaktır. Güzellik anlayışı izafî olup, şahıslara göre değişik olacağından, herkesin eşinde aradığı tabiî bir güzelliği bulması yeterlidir. Ama hiçbir zaman dış güzelliğe kapılıp, huy güzelliğini unutmamalıdır. Aslında huyundan dolayı sevilen kimse, her zaman güzeldir. 6 - İyi bir aileden seçmeye çalışmalıdır. Gerçi diğer yönleri gözetilmeden, sırf soy üstünlüğüne bağlı görülen bir asalete imrenip evlenmek doğru olmaz. Ama terbiye üstünlüğüne dayanan bir asaletin aranması, iyiliğiyle tanınan dindar, dürüst ve sağlam bir aileden alınması tercih edilmelidir. Zira aile eğitiminin ahlâkî gelişmeye büyük tesiri olduğu kesindir. ‘Terbiyenin, hüsn-i ahlâkda medhal-i azîmi (büyük etkisi) olduğuna ittifak vardır“ (Mevzuâtü‘1-Ulûm, 2/463.). (Kişinin, yakın hısımlık kuracağı kimselerin iyi olması da, ayrı bir ni‘mettir. “Anasına bak kızını al“ atasözünü hatırdan uzak tutmamalıdır... Dâmad seçerken de, erkeğin aile yapısı hesaba katılarak karar verilmelidir). Evlenme hususunda kadının: 1) Yaşta, 2) Boyda, 3) Servet (ve rütbe)de, 4) Asalette erkekten biraz aşağı olması daha iyidir. Fakat: 1) Güzellikte, 2) Terbiyede, 3) Ahlâkta, 4) Takvada ise, erkekten üstün olması daha güzeldir (Şerhu Şir‘atfl-İslâm, s. 441.). Nikâh düşen kimselerden, yakın hısımlarla evlenmek de caiz olmasına rağmen pek iyi değildir. Çünkü akraba arasından evlenen eşlerin, birbirine karşı olan arzu ve sevgileri biraz gevşek olur. Bu münâsebetle, onların neslinin zayıflamasına sebep olur (Mevzuâtü‘1-Ulûm, 2/463.). Şu halde; amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı gibi yakınlarla evlenmekten sakınmak iyi olur. (Gayr-i müslim yahûdi ve hıristiyan kadınla müslüman bir erkeğin evlenmesi caizdir; fakat iyi değildir, mekruhtur. İhtiyaç olmadıkça böyle bir evlilikte bulunmamalıdır. İslâm‘dan çıkan “mürted“ ve dinsiz kimselerle -kadın olsun erkek olsun- müslümanın nikâhlanması, dînen haram ve bâtıldır). Kötü ahlâklı, iffetsiz kadınlardan sakınmak lâzımdır. Fuhuş yapan kadınla, hele bunu meslek hâline getiren kimseyle evlenmek, iffetli kimseler için -tahrîmen mekruhtur- hiç münâsip değildir. Bu hususu âyet-i kerîme şöyle belirtir: “Kötü kadınlar, kötü erkekler için; kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler için; temiz erkekler de temiz kadınlar içindir“ (S. en-Nûr, 26. Bununla beraber, zina etmemişin zina etmişle nikâhlanması kerahetle caizdir. (Bu mesele hakkında ve Nûr sûresi 3. âyetin tefsirinde; Hamdi Yazır: Hak Dini Kur‘an Dili, İst-1970, 5/3474-78, 3494).). Kadınlarda dine bağlılık ve güzel huy öncelikle arandığı gibi, her erkeğin kendine göre uygun gördüğü çeşitli değerler daha aranabilir. Meselâ anlayışlı olması, ev işlerini güzel tanzim etmesi, idareli ve tutumlu olması, her ev hanımından beklenen en mâkul bir hususiyettir. Yine bâzı fena huylardan uzak olanın tercih edilmesi, evliliğin selâmeti bakımından elbette lüzumludur. Kötü halli kadını, sonradan ıslâh etmek için fazla iyimser ve ümidvâr olmamalı, böylesinden sakınmalıdır. Zira aslında sâliha (terbiyeli-ahlâklı) olmayan kadının, yirmisinden sonra ıslâhı -mümkün de olsa- kolay değildir. Meselâ, şu huylara sahip kadınlarla evlenmekten imkân nisbetinde sakınmalıdır: 1 - Mâkul bir sebep yokken devamlı ağlayıpsızlayan; 2 - Yaptığım başa kakan; 3 - Dırdırcı, çene düşkünü; 4 - Devamlı kendini övüp eşini küçümseyen; 5 - Dul olup, eski kocasına bağlılığını -yenisini usandıracak şekilde- sık sık açığa vuran; 6 - Erkeğinden başkasında gözü olan; 7 - Yabancılara kendini beğendirmek için süslenip püslenen; 8 - Eline geçeni israf eden kadın... Gençlik ve Evlilik Yusuf Özcan -------------------- 4月13日 KURANI KERİMAlpaslan Doğan (MUHSİN YAZICIOĞLUNU SEVELER GRUBU) -------------------- Konu: Kuran-Kerim Kuran`ın insan hayatına sunduğu güzelliklerden haberdar mısınız? Allah`ın tüm insanlara gönderdiği Hak Kitap`ı ne kadar tanıyorsunuz? Kuran`da insanlara, neden yaratıldıkları, ne amaçla var edildikleri, bu amaç doğrultusunda nasıl yaşamaları gerektiği, kulluk görevini ne şekilde yerine getirecekleri ve bunu yaptıkları ya da yapmadıkları takdirde kendilerini nasıl bir sonun beklediği bildirilir. İnsanlar, güzele, doğruya, temize ve ebedi mutluluğa çağrılır. Kuran, Allah`ın kullarına bir rahmet, bir hidayet, bir rehber olarak yolladığı Hak Kitap`tır. Kur’an, Allahü teala tarafından, Cebrail as vasıtasıyla resulullah (sav) in kalbine indirdi ve ,insanları şirkin karanlığndan tevhidin nuruna ulaştırdığı kitabıdır Kur’an Allah’ın şeriatı, yeryüzündeki hukuk sistemi, bir hayat rehberi, kendisi ile hesaba çekileceğimiz ve yine kendisi sebebi ile cennetin ve cehennemin doldurulduğu bir kitap Yine O, Hayata hakim olması ve hükümlerinin yeryüzünde tatbik edilmesi için muvahhidlerin kılıçlarını kuşandığı bir kitap Bundan sonra, İlk İslam toplumuna baktığımızda Rablerinden gelen vahyin etkisi ile hayatları bir anda değişen, vahye teslimiyet gösteren bir toplum görüyoruz öyleki; kainatı, canlıların nasıl yaratıldığını, olumu, tekrar dirilişi, kıyameti, cennet ve cehennemi anlatan sureler ve peygamber kıssaları Bu sureler ilk müslümanlara alemlerin rabbini tanıtıyor, O’nun tek ilah, Yerlerin ve göklerin hükümdarı, ve Tek kanun koyucu olduğu gerçeğini ögretiyordu Kuran hem ferdi hem de toplumsal hayatı hızla değiştiriyordu Allah Kuran`ın bu özelliklerini pek çok ayetinde bildirir: And olsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin `çeşitli biçimlerde açıklaması` ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111) Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır. (Bakara Suresi, 2) Kuran, her döneme hitap eden bir kitaptır. Kuran`da insanın yaşamı boyunca ihtiyaç duyacağı ana konuların tümü mevcuttur. İbadetler, müslümanda olması gereken ruh hali, güzel ahlak, ani durumlar ve zor anlardaki güzel tavır, bedenen ve ruhen sağlıklı yaşamanın yolları, ölüm anı, hesap gününde yaşanacak olan olaylar, ardından insanları bekleyen cennet ve cehennem, Allah`ın kullarına gönderdiği bu kitapta yazılıdır. Kuran, hükümlerin ve güzel ahlaka dair bilgilerin yanısıra insanın tüm yaşamına yönelik tavsiyeler, işaretler içeren, çeşitli insan karakterlerini tanıtan ve bunun gibi pek çok konuda müminlere yol gösteren bir kılavuzdur. Allah bir ayetinde Kuran`ın bu özelliğini şu şekilde vurgulamıştır: ...Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89) Kuran`a uyan ve ayetlerin işaret ettiği tavsiyeler doğrultusunda yaşam sürenler ise yalnızca müminlerdir. Allah insanı yaratmış ve Kendi katından göndermiş olduğu Kuran vasıtasıyla ona, her konuyla ilgili en faydalı çözümleri açıklamış, ihtiyaç duyacağı her türlü yol gösterici bilgiyi vermiştir. Dolayısıyla herhangi bir konuyu incelerken, Allah`ın ayetlerine ve ayetlerin gösterdiği düşünce metodlarına göre davranmak esastır. Bir insan ne kadar tecrübeli olursa olsun veya ne kadar yüksek bir kültür seviyesine ulaşırsa ulaşsın, bilgisi yine de sınırlı kalır. Çünkü tüm bilgi Allah`a aittir, insan ancak O`nun dilediği ve takdir ettiği kadar bilgiye sahip olabilir. (Melekler) Dediler ki: "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32) Bu sebeple, dünya hayatında güzel bir yaşam sürmek isteyen kişi, herşeyin en doğrusunu bilen ve herşeyin yaratılışı Kendisi`ne ait olan Allah`ın indirdiği Kuran doğrultusunda bir yaşam tarzını benimsemelidir. Bu sayede kişi, düşünen ve Allah`tan korkan insanlara mahsus olan "akıl"a sahip olur, son derece şerefli bir hayat yaşar, mutlu ve huzurlu olur, hepsinden önemlisi böyle bir kişinin yaşamının büyük bir anlamı olur ve daha bunlar gibi türlü güzellikleri birarada yaşar. Yapması gereken yalnızca, Allah`a ve Kuran`a tam bir teslimiyet içerisinde olmak, bununla birlikte Kuran`ın emir ve tavsiyelerini ve bunların altında gizlenen incelikleri araştırmak, görmek ve hayata geçirmektir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a Guzel sonuc takva sahiplerinindir Allah'tan başka tapılacak yoktur O, öncekilerin ve sonrakilerin ilahı, göklerin ve yerlerin idarecisi, din gününün sahibidir Kurtuluş, O'na itaattedir Üstünlük O'nun azametine boyun eğmek; zenginlik, O'nun rahmetine ihtiyaç duymaktır Doğru yol, ancak O'nun nuruyla aranırsa bulunur Hayat, O'nun hoşnutluğunu elde etmekle mümkündür Tanıklık ederim ki, Hz Muhammed şüphesiz O'nun kulu ve rasûlü’dür; vahyini güvenip teslim ettiği, yaratıkları arasından seçtiği, kendisi ile kullan arasında elçisidir; sağlam bir din ve dosdoğru bir yol ile gönderilmiştir Allah onu âlemlere bir rahmet, Allah'tan korkanlara bir lider ve bütün insanlara bir hüccet olarak göndermiştir (zadul mead) Ne yazik ki onceki ümmetlerde görülen, -ıslah olmalarından sonra bozgunculuk- bu ummette de gorulmeye başlandı Ve fitneler Bu fitnelerden birine değinmek gerekirse, Kur’anın anlaşılmasında önemli bir rolü olan sünnet üzerinde oyunlar oynanmaya başlandı Sünnet devreden çıkarılırsa kuran artık anlaşılmayacak ve İslam düzeni harap olacaktı Bir tarafta yirmi dört saat yürürlükte olan şirk yasaları Buna karşın insanı yaratan, rızıklandıran, hayat veren ve öldüren, yerin ve gögün rabbi olan Allah ‘ın kitabı olan ve hükümleri hiçe sayılan Kur’an Bunun nedeni Müslümanların Allah’ın dininden uzaklaşması, dünya zevklerine dalmaları, Allaha ve ahiret gününe inançlarının azalması ve en önemlisi fitnecilere karşı din uğrunda cihadı( dil, mal,ve can ile) tek etmesidir Bu sayede düşmanlarımızın emellerine ulaştığını, şirkin bütün yeryüzüne yayılmış olmasından anlayabiliyoruz (Allah onlara lanet etsin…) Kurana verdiğimiz önemden bahsetmek gerekirse; Kimimizin evinde duvardan inmezken, kimimizde sadece belirli gün ve gecelerde manası bilinmeksizin okunması, ve kimimizde sadece ölüler üzerine okunan bir kitap olduğunun zan edilmesi, kimimizin dünya metaı için eline alması, kimimizin sırf bilgi sahibi olmak için inceleme ve araştırma kitabı olarak görmesi Bu saydıklarımızdan farklı olarak ise bazımız kuranı manasını bilerek okumakta fakat okuduğu boğazından öte geçmeyip kalplere inmemekte Ve dahası Peki Allah kitabında bizden ne istiyordu? İlk emri olan Oku buyruğu ile vahyi okumamızı, tefekkür etmemiz gereken kısımlarını tefekkür etmemizi, akletmemiz gereken yelerini akletmemizi, vahiy ile ürpermemizi, itaat etmemiz gereken hükümlerine itaat etmemizi, ve inanmayanlarına karşı ise mücadele etmemizi emretmiyormuydu? VESSELAM ….ESSELAMUALEYKÜM 3月31日 İyiliği EmretmekKonu: İyiliği Emretmek Kötülükten Men Etmek Müminin özelliğidir...
iyiliği Emretmek Kötülükten Men Etmek Müminin özelliğidir..(1) Kur'an-ı Kerim, Peygamberimizi şöyle tanımlar: “Ey Peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik ve hem de Allah'ın izniyle O'na bir davetci ve nurlar saçan bir kandil olarak gönderdik.”(1) Allah Teâlâ büyük lütuf ve kerem sahibi olduğu için yer yüzünün halifeleri kıldığı insanı yalnız bırakmamış, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem'den itibaren gönderdiği peygamberlerle, dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını göstermiştir. Peygamberler hem doğru yolu gösteriyor hem de kendileri uygulayarak örnek oluyorlardı. Hiç şüphe yok ki, bu peygamberlerin sonuncusu bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemdir. O Allah'ın emir ve yasaklarını en güzel şekilde ve hiçbir eksiklik yapmadan duyurmuş ve bu görevi yapmanın huzuru içerisinde bu fani hayatı terkederek ahirete intikal etmiştir. Peygamberimiz meşhur veda hutbesinin sonunda dinleyenlere sordu: -Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashab-ı Kiram hep bir ağızdan: -Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ ettin, peygamberlik görevini ifa ettin, bize tavsiyelerde bulundun ve nasihat ettin, diye şahitlik ederiz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, mübarek şehadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek üç kere: -şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab, dedi.(2) ölümünden itibaren kabrini ziyaret edenler de aynı şekilde: “Selam sana ey Allah'ın Peygamberi” diye selam verdikten sonra: -Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Sen de O'nun kulu ve Peygamberisin. şahitlik ederim ki, Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ ettin, emaneti yerine getirdin. ümmete nasihat ettin ve Allah yolunda savaştın. Kıyamete kadar Allah sana salat etsin, derler ve ilk müslümanların hayatında ona verdikleri cevabı kabri başında tekrar ederler. Gerçekten o, bu şerefli hizmeti en mükemmel şekilde ifa etmiş ve bunun huzuru içerisinde Allah'a kavuşmuştur. Ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre bu insanları uyarma görevini kim yapacaktır? Bu, ihmal edilmesi mümkün olmayan önemli bir görevdir. Kur'an-ı Kerim'de: “Sen öğüt verip hatırlat. çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir”(3) buyurulmuştur. Evet, Peygamberimizden sonra insanlara doğru yolu kim gösterecek ve onları kim uyaracaktır? Bu görev Peygamberimizden sonra bütün müslümanlara intikal etmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah 'a inanırsınız.”(4) buyurulmuş ve bu görevle bütün müminlerin görevli olduğu bildirilmiştir. Ayet-i kerime müslümanların ayırıcı özelliğini bildiriyor. Allah'a inanmak, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak. Bu özellikleri sebebiyle de en hayırlı ümmet oldukları ifade buyuruluyor. çünkü müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâla bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor: “Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. işte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. çünkü Allah, azizdir, hakimdir.”(5) Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz çirkin bir iş görürse, onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse, kalbiyle nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”(6) Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın, buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyle belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur. Peygamberimiz her vesile ile müslümanların bu görevlerini kendilerine hatırlatmıştır. Ebû Said el-Hudri (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz: -“Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız” buyurdu. Ashab-ı Kiram: -Yol üzerinde oturmak bizim için zorunludur. Lüzumlu olan şeyleri orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Yol üzerinde oturmaktan vaz geçemiyorsanız, yolun hakkını veriniz” buyurdu. Sordular: - Ey Allah'ın Resûlü, yolun hakkı nedir? Peygamberimiz cevap verdi: - “Haram olan şeylere bakmamak, gelip geçene eziyet etmemek, verilen selamı almak, iyiliği emredip kötülükten menetmek. (işte yolun hakkı budur.)”'(7) Müslümanlar bu görevlerini yapmazlarsa kötülükler ve haksızlıklar alabildiğine yayılır. ilk anda o kötülüğün zararı sadece onu yapanda kalacağı sanılır ama öyle olmaz. Bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarar ve o kötülükten toplum büyük zarar görür. Peygamberimiz, kötülüğe karşı tavır koymanın topluma getireceği felaketi bir örnekle şöyle açıklar: “Yolcular gemideki yerlerini kur'a ile belirlerler. Kur'a sonucu bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşir. Alt kata yerleşenler, burada su olmadığı için su ihtiyaçlarını görmek üzere üst kata çıkmak durumundadırlar. Su almak için üst kata çıktıkları vakit, üst kattakilerin yanından geçiyorlar. Bunun üzerine kendi aralarında konuşurlar: “Payımıza düşen alt katta bir delik açsak da, su ihtiyacımızı buradan görsek ve yukardakileri rahatsız etmesek iyi olur.” derler ve geminin alt kısmında bir delik açmaya başlarlar. şimdi üst kattakiler bunları gördükleri halde bu yaptıkları işe göz yumar, ses çıkarmayacak ve engel olmayacak olurlarsa, açılan delikten içeriye su dolar ve gemi batar. Böylece sadece deliği açanlar değil, gemide olan hepsi boğulur. Eğer üst kattakiler onları bu işden men ederlerse kendileri de kurtulur, onları da kurtarmış olurlar.”(Karizmatik Peygamberimizin bu örneği bu konuda çok etkili bir örnek. Bundan anlaşılıyor ki, müslüman duyarlı olacak ve toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalmayacak ve: “Bana ne her koyun kendi bacağından asılır” demeyecektir . Her koyun dünyada değil, ahirette kendi bacağından asılacaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: “öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (topluma sirayet eder ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.”(9) Ayet-i kerime çok önemli bir uyarıda bulunuyor. öyle günah ve kötülükler var ki, sadece o günahı işleyenleri ve o kötülüğü yapanları etkilemekle kalmaz, o günahı işlememiş, o kötülüğe bulaşmamış olanlara da erişir. Bir çok suçsuzları da gelir bulur. Kurunun yanında yaş da yanar. Bugün toplumumuzda hepimizi rahatsız eden sosyal olayların kaynağında bu ihmalimiz vardır. Bunun için ayet ve hadislerin uyarılarına kulak vermeli ve toplumun zararına olacak haksız tutum ve davranışlara kayıtsız kalınmamalı, Peygamberimizin işaret buyurduğu ölçüler içerisinde her müslüman görevini yapmalıdır. KABE İMAMI MAHİRİ SEVENLER GRUBU 1月27日 NAMAZ NEDİRKaynak: H.ALTINÖZ
Mukaddes dînimiz İslâmiyette, namaz kılmanın fazîleti çok büyüktür. Namaz kılmamak ise çok büyük günâhtır. Namaz kılmamanın ne kadar büyük bir günâh olduğunu bilen, ayakta duramayacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Öyle ki, hırsızlık etmek, kumar oynamak ve içki içmekten daha büyük günâhtır. Ateşin yaktığını bilen bir kimse, kendisini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti isteyen namaz kılmaz mı? İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Namaz kılmak ve diğer ibâdetleri yapmak ancak mü’minlere kolay gelir. Kur’ân-ı kerîmde, “Îmân ve ibâdet etmek, müşriklere güç gelir” ve “Namaz kılmak mü’minlere kolay gelir” buyurulmuştur. Namaz kılmamak, îmân zayıflığından ileri gelir. Îmânın kuvvetli olmasının alâmeti, dînimizin emirlerine, severek ve kolaylıkla uymaktır.” [C.1; m.191, 289] Allah korkusunun alâmeti, harâmlardan kaçmaktır. Hadîs-i şerîflerde, “Cenneti isteyip de, Allah’ın yasakladıklarından kaçınmayan, isteğinde yalancıdır” ve “Cenneti isteyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkar, harâmlardan kaçar” buyuruluyor. (Beyhekî) Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Mü’min, günâhını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münâfık ise, burnuna konmuş hemen uçacak bir sinek gibi görür.” [Buhârî] Günâh işlemek, kalbin bozuk olmasının alâmetidir. Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.” [Beyhekî] Namaza dâir hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Namaz, Allahın hoşnut olduğu amellerin en fazîletlisidir. Sırâtı yıldırım gibi geçiricidir. Îmânın başı ve Cehennemden kurtarıcıdır.” [Miftâhu’l-Cenne] “Kıyâmette, kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer amelleri kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir ameli kabûl edilmez.” [Taberânî] “Allah, beş vakit namazı farz kıldı. Eksiksiz edâ edeni, Cennete koyacağına dâir söz verdi. Namaz kılmayana verilmiş bir sözü yoktur, böyle kimseye dilerse azâb eder, dilerse Cennete koyar.” [Ebû Dâvûd] “Îmândan sonra en büyük vazîfe namaz kılmaktır.” “Her peygamberin ümmetine son nefeste vasıyeti namazdır.” Peygamberimizin de son sözlerinden biri, “Namaza dikkat edin” idi. (İbn-i Mâce) Diğer bazı hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki: “Namazın dîndeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.” [Taberânî] “Namaz dînin direğidir, terk eden dînini yıkmış olur.” [Beyhekî] “Namaz kılan, Kıyâmette kurtulur, kılmayan perîşân olur.” [Taberânî] “En fazîletli amel, vaktinde kılınan namazdır.” [Ebû Dâvûd] “Cennetin anahtarı namazdır.” [Dârimî] “Namaz kılmayan, Kıyâmette, Allah’ı kızgın olarak bulacaktır.” [Bezzâr] Bir kimse, Peygamber Efendimize, “Ben, îmân eder, namaz kılar, zekât verir, oruç tutar ve diğer ibâdetleri yaparsam, kimlerden olurum?” diye suâl edince, O, “Sıddîk ve şehîdlerden olursun” buyurdu. (Bezzâr) “Mü’min, Allah rızası için namaz kılınca, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi, günâhları dökülür.” [İ. Ahmed] “Müslüman, namaz kılarken, günâhları başının üzerine konur. Her secde ettiğinde başından dökülür. Namazı bitirince hiçbir günâhı kalmaz.” [Taberânî] “Her namaz vakti gelince, melekler: “Ey insanlar, günâhlarınız sebebiyle hâsıl olan ateşi namaz kılarak söndürün!” derler.” [Taberânî] “Namazı kasten bırakanın ibâdetleri kabûl olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himâyesinden uzak kalır.” [Ebû Nuaym] “Beş vakit namazı kasden, mazeretsiz terk eden, Allah’ın hıfz ve emânından mahrûm olur.” [İbn-i Mâce] Her türlü günâhın tek ilâcı vardır. Bu ilâç, Kur’ân-ı kerîmde şöyle bildiriliyor: “Namaz, münker ve fahşâdan [edebsizlikten, akla ve dîne uymayan her türlü kötülükten, her türlü günâhtan] alıkor.” [Ankebût, 45] Bu ilâcı kullanan her Müslüman, alışkanlık hâline gelen büyük günâhlardan mutlaka kurtulur. Bir insan her türlü kötülüğü işlese, ama namazı doğru olarak kılmaya devâm etse, kötülüklerin çoğunu, hattâ tamâmını terk eder. Bir genç, namaz kılmaya başladığı hâlde, kötülüklerden el çekemiyordu. Bu gencin durumunu Resûlullah’a bildirdiler. Peygamber Efendimiz, “Bir gün gelir, namaz, onu diğer günâhları işlemekten alıkoyar” buyurdu. Nitekim aradan çok zaman geçmedi; o genç, günâhlarına tövbe etti ve iyi hâl sâhibi bir insan oldu. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Namaz kılmayanın dîni yoktur.” [İbn-i Nasr] “Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.” [Nesâî] [Bu hadîs-i şerîfleri, Ehl-i Sünnet âlimleri şöyle açıklıyorlar: Dînimizde en büyük günâhı işleyen dahi kâfir olmaz. Bunun için namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat namaz, çok önemli bir ibâdet olduğu için, namaz kılmayanın îmânla ölmesi çok zayıf bir ihtimâldir. Namaz kılmayanın kalbi kararır, diğer günâhları işlemekten çekinmez. Namaz kılmak büyük bir ibâdet olduğu için, terk edilmesi de çok büyük bir günâhtır. Bu bakımdan her ne şart altında olursa olsun muhakkak namazı kılmalıdır! ] |
|||
|
|